SINAN BÜYÜYOR

Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers

13 Aralık 2010 Pazartesi

2 Aralık 2010 Perşembe

BAŞKA EFE'LER ÖLMESİN.


'' İstanbul-Maltepe Dumlupınar İlköğretim Okulu anasınıfı öğrencisi EFE BOZ yanlız başına gönderildiği tuvalette yerine tutturulmayan lavabonun kırılması ve şahdamarının kesilmesi sonucu öldü. Ciğerimimiz yandı. Ama EFE BOZ'un ölümü sonrası öğrencilere güvenli öğrenim alanları yaratmak zorunda olanlar sorumlulukların gereğini yerine getirmek yerine sorumsuzca ve pişkince davranışlar geliştirdiler. EFE BOZ'un ölümünü ''Tamamen tesadüf ve müessif bir kaza'', ''Kader'', ''Efe yaramazdı'', ''Sakin olun, büyütecek bir şeyyok'' demeyi seçtiler. ''

Diye başladılar mücadelelerine EFE BOZ'un sevenleri. Bende ilk mücadele günlerinden beridir, gerek internet üzerinden gerekse çağırışların da hep yüreğim onlarla birlikte sorumlulara (kişinin kendi davranışlarını ve kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi, sorum, mesuliyet) karşı savaş açtım.

Hani bloglarda çokça eğitim çağına gelmiş çocuklarımızı nasıl bir eğitim sistemine kaydettirmemizi konuşuyoruz ya, bizim ile ilgili olmayan devletimizin görev ve sorumluluklarına hiç değinemiyoruz. Kimimiz özel bir sisteme yazdırıyoruz çocuğumuzu, kimimiz özel bir okula, kimimiz devlet eğitim sisteminde başlatıyoruz ilk eğitim hayatlarını. Ama sadece eğitim ile ilgili olmayan mimari, teknik, sistemsel oturumu pek düşünmüyoruz. Bililyoruz ki mutlaka onu düşünmüşlerdir. Böyle bir sorumsuzluk yapmazlar.

İşte EFE bu sorumsuzluğun kurbanı bir güzel çocuk. Aklım almıyor. Ne bir hastalık, ne de ecel. Bu resmen cinayet. Sadece iki vida mı bu gülüşü söndürmüş yani. Aklım almıyor. Sadece elini yıkamak istediği için mi ölmüş. Aklım almıyor...

İşte EFE bu küçük ama büyük sorumsuzluğun sonucu öldü. Kabullenmek benim için bile zorken, aile nasıl kabullensin dimi?

Peki biz başka EFE'LER SOLMASIN diye ne yapmalıyız. Evet biz EFE'yi büyütemeyeceğimizden dolayı olayı büyüteceğiz ve ailenin hukuk mücadelesine destek çıkacağız.

Sorumluluların şimdi nerede ne iş yaptıklarını hiç anlatmak istemiyorum. Elim böyle bir durumu yazamıyor bile.

LÜTFEN EFE BOZ 'un ailesinin hukuki mücadelesine sizde destek verin ve sorumluların görevden alınması için bir imza'da siz atın.

www.efeboz.com

1 Aralık 2010 Çarşamba

RAFET EL ROMAN'CILAR :)


Rafet el Roman'ı babamız çok sever. Ehh ondan dolayı bende dinleye dinleye çok sevdim şarkılarını. Beni asimile etmiş olan babamız şimdi de oğluna Rafet sevgisini bulaştırmaya kararlı sanırım. Baksanıza Rafet şapkası ile ikna etmeye başladı bile :)

23 Kasım 2010 Salı

GELİYOR...

Küçük teyzemiz bugün hem bizi görmeye, hem bebişinin doktor kontrolü için, hem de istanbul'u yiğenimiz doğmadan önce son kez görebilmek için geliyor.( Kendisi tam bir İstanbul aşığıdır da :)
Keşke, keşke, keşke büyük teyzemiz de gelebilse. Keşke küçük teyzemiz hep yanımızda olsa, keşke büyük teyzemiz karşı komşumuz olsa. ( canım ablam seni çok özledim )
Çok özledim sizleri, hadi gelin de sabaha kadar sohbet edelim...

12 Kasım 2010 Cuma

BUGÜN ( başlıkta önceki yazıdan kaldığı için değiştirmiyorum :)

Akşamdan beri ağzımda bir şarkı. Teoman ve Bugün benim doğumgünüm. Sanki benim doğumünümmüş gibi mutluyum. Kendimi çok şanslı hissediyorum. O kadar içselleştirmişim ve o kadar tek benlik kurmuşum ki Sinan ile bugün sanki benim doğum günüm. Ama yaş 30'a gelirken ki doğum günü değil; daha henüz 1 oldum.
Dün akşam oturdum ve Sinan ile günlüğün başını okudum. Demişim ki ''paylaşmak için yazıyorum''. Ve ümit etmişim ki '' Sinan belki günlüğü kendi devam ettirecek''
diye o gün sinan için bir yazı yazmak istemiş ama tamamlayamamışım. Şimdi artık resimlerimizde geldiğine göre tamamlamak için kayıtları açtığımda gördüm yazıyı ve tamamlanmamışta olsa yayınlamak istedim. Hoşuma gitti duygularım. Bugün sanki benim doğum günüm :)
Doğum günümüz pek bir heyecanlı geçti Sinan'ın ebeveynleri için. Baba işi olmasına rağmen tamamlamadan eve geldi. Bir taraftan Türkan ablamız ( bakıcı ablamız, anne yarısı diyorum ben ona :) pasta, börek pişirmekle uğraşırken, bir taraftan anne-baba olarak bizler Sinan ile ilgilenme ve temizlik ile ilgilenmekle uğraş halindeydik. Tabi bir de süslemeler var. Babamız balonlarımızı asıyor., bir taraftan anne süsleri çıkarıyor, baba balonlardan sonra onları yerleştiriyor. 5 saat boyunca küçücük evimizde heralde 50 tur atmışızdır.
Aslında dışarıda bir kafede yapmak istemiştim ama sonra vazgeçtik. o türlü daha çok kişi çağıracaktık ve organizasyonu bizim gibi öğrenci ama çalışan, iş sahibi insanlar için zor dedik ve vazgeçtik, eh birde pelit'e sordum çok pahalı geldi fiyatı. Kişi başı yemekli düğün fiyatına :)
Pastamızı uğur böceği olarak seçtik. Sinan doğduktan sonra hayatımızda çok şey değişti ve bizim uğur böceğimiza Sinan olduğu için Sinan'ın pastası uğur böceği oldu. 6 çeşit börek, salata, 3 çeşit doğum günü pastası, içecek çeşitleri ile yeterli ve zevkli bir sofraydı bizim masamız. Misafirlerimiz ise yakın gördüğümüz ve sevdiğimiz kişiler olunca rahat, stressiz kalıcı bir doğumgünü oldu. Gerçi iki afacan ve bir de Sinan olunca büyükler olarak baya zorlandık, zaptedemedik ama olsun :) Resimlerde de göreceğiniz bir suç aletini ( playskool'un yaramaz toplar oyuncağı ) afacanlar paylaşamayınca gürültü koptu tabi. Sinan 'da onlara ökatılıp hak sahibi olduğunu anlatmak için girince gürültü off off. Ama Sinan 'dan sonra anladım ki insan yavrucaksız bişey değilmiş. Varlığı, yaşama sevincimiz bu afacanlarmış.


Bu resimlerdekiler bizim evimizin yeni elemanları :)
1 mt boyunda bir kamyon ( Sinan çok seviyor. Öyle büyük ki sinan arka bagajına rahatlıkla sığabiliyor.),
Salıncağımız ( Sinan bey artık salıncakta salına salına uyuyor. Bizim içinde çok rahat oldu.)
Ve aşağıda göreceğiniz gibi bir de çadır ( Sinan'ın evi )
Bizim bu kadar büyük objeleri de salonumuza nasıl sığdırdığımız bir mimari buluşturç :)
Doğum günümüzü önce kendi aramızda Cuma akşamı (yani tam doğum günümüzde) kutladık. Bir baktık babamız, elinde bir pasta ile gelmiş, mumlarla birlikte maytap'ı görünce Sinan çok heyecanlandı. Düşündük ki heralde doğum gününde çok rahat ederiz; ama iş öyle olmadı. Sinan mumlar üflenince ve herkes alkışlayınca bastı ağlamayı. Zor zaptettik. Tabi bir de mumlar üflenirken babamızın elindeki çakmak sıcak olduğundan ve o sıcaklık yanlışlıkla Sinan'ın eline değince daha da korkunç bir hale geldi. Neyse ki sonradan oda değişiklikleri ile susturabildik. Sanırım pek kalabalıktan hoşlanmadı Sinan'ım.



Bu arada uzaklardan, Adanadan eğitim için Gülten teyzemiz geldi. Ooo bir oyunlar Sinan ile anlatılamaz. Bazı insanlar hakikaten çocuğun dilinden çok iyi anlıyor.
Sinan'ın 6 ay dolana kadar doğru düzgün oyuncağı yoktu ve ben çok üzülüyordum. Annemler dedi ki bak zaten oynayamaz, sen biraz büyüdükçe hangi nesnelere ilgisi varsa ona göre oyuncak alırsın,derdi. Bende üzüle üzüle kendimi zapteder ve almazdım. Şimdi o kadar çok oyuncağı var ki Sinan'ın çocuklar geldiği zaman hiç sıkılmıyor, hatta oyuncak için kavga ediyorlar.
Bakıcı ablamız, anne yarımız türkan ablamız. Sinan nasıl cilveleniyor kucağında di mi :)
Ve Sinan ile amcası. Amcamız Sinan'ı eğlendirirlen çekilen fotoğraflar.


Yukarıdaki resimdeki köşe hazırlığı tarafımca yapılmış olup tamamen insan yaratıcılığı bişeydir. Kesme, biçme ve yazma :) Babamız çok beğenmedi ama ben beğendim :)
Bir yazımız daha burada sonlanıyor. Bazen bazı şeyleri not almak ve yazmak, duygularımı ifade etmek istiyorum; o anda yazabilecek bir ortamım olmadığından atlıyorum ve sonra da unutuyorum. O nedenle malum durumlardan dolayı sık sık yazamıyorum ama hep aklımdasın blogum :)
Sevgiler.
*Eskiden bir günlüğüm vardı ve günlüğümün sonu ve başı hep belliydi.
İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölür. Parağraf başı
Sevgiler. Parağraf sonu

4 Kasım 2010 Perşembe

SONUNDA TURKUAZOO


Uzun süredir gitmek istediğim ama gidemediğimiz, sonrasında gidipte Sinan bey'in uyuması ile sonuçlanan bir gün sonrası eve geri dönüş ve hayal kırıklığı. Ama sonunda oldu.
Geçen haftasonu Turkuazoo'daydık. Şimdiye kadar gördüğüm en güzel alışveriş merkezi Forum İstanbul'da Turkuazoo. Zaten hepimiz biliyoruzdur; yazılı ve görsel medya çokça reklamını yaptı. Ama kesinlikle değer bir gezinti bence.
Öncelikle en sevdiğim mekan olan sokak görüntüsü verilmiş koridorundan yürüyorsunuz Forum İstanbul'un. Sonra bir kafeye oturup çayını yudumluyorsun ve bebeğinizi doyuruyorsunuz. ( tabi biz bu kısmında çokça yoruluyoruz . Sinan yemek konusunda hakikaten zor bir çocuk. Mesela reklam izleyerek ancak yemek yedirebildiğimizden dolayı, dışarıda yemek yedirmek için çok zorlanıyoruz. Babası bir taraftan sıcak su istiyor. Sonra mama ısınınca, baba sinan'ı oyalama peşinde; bense hadi bir kaşık, hadi bir kaşık daha. Bir yerlerde eğer off uff diye yemek yedirmeye çalışan bir çift varsa çocuğuna, o çiftin biz olma ihtimalimiz çok yüksektir.
Neyse girişte önce bir fotoğraf çekiliyorsunuz; çıkışta almak üzere. Sonra bir sokak görünümünde kendini takip eden yollar, bazısı bir şelale görünümü verilmiş, bazısı elini değdirebileceğin bir seviye de (yani göz seviyesinde ) camekan içindeki çeşit çeşit balıklar. Biz çekirdek aile olarak balık yemeyi de beslemeyi de çok sevdiğimizden dolayı bizim için tam bir zevk mekanı oldu turkuazoo. Sonra bazı havuzların içine balık ile birlikte dalgıçlar koymuşlar. Biz ilk mekanın sonundaki büyük alanda, havuzda dalgıç'a bakmaya gittiğimizde Sinan'ın çok hoşuna gittiğini farkettik. Sinan dalgıç çocuk her seferinde havuz zeminindeki kumları savurdukça Sinan kahkaha atıyordu; ama öyle böyle kahkaha değil. O boşluk alanda sesi yankılanınca herkes te dönüp sinan'a bakıyor.; onlar da Sinan'a gülüyorlardı. Sonra büyük bir geçitten geçiyorsunuz. Üstünüzde tonlarca ağırlıkta suyu görünce insan ürpermiyor değil ama çok güzel bir geçiş oluyor. Sonra o tünelin üstündeki su ile bağlantılı bir büyük mekan ve içinde yine dalgıçlar. Üstelik ücretli olarak daladabiliyorsunuz. Fiyatı biraz tuzlu ( 175,00 TL ) ama kesinlikle denemek istiyorum yine de. Çünkü denizde balık fobisi olan bir insan olduğum için denemek gerekiyor diye düşünüyorum. Sonra tekrar geri dönüş yapabiliyorsunuz. Biz tekrar ufak bir gezinti daha yapıp çıktık. Çıkışta girişteki fotoğrafımızı da aldık ve evin yolunu tuttuk. Neyse ordan çıkınca ailece çok yorulmuş hissettik kendimizi ve gider gitmez herkes bir yere dağıldık.

Bunun dışında geçmişte başıma gelen bir olay üzerine ilkyardım kursu almak istiyordum ve sonunda geçen hafta sınavına da girerek bu eğitimi almış oldum. çok şey öğrendim ve kesinlikle herkesin almasını öneririm. Ben şirketimizin vermiş olduğu bu eğitimi Med eğitim 'den aldım ve bütün hocaları çok deneyimli hastane çalışanları olduğundan çok memnun kaldım. Eğitim sınav ile sonlanıyor. Sınavımız 2 etap'tan ( sınav ve uygulama )oluşuyor. Tabi geçmek kolay değil; uygulamaya doktorlar giriyor ve heyecanlanıyorsun. Geçtik ama bu eğitimin türkiye de 3 yılda bir sertifika yenileme sınavları varmış. Yani 3 yıl sonra tekrarlayacağız.


Çekilin İlkyardımcı var!!! :)


3 Kasım 2010 Çarşamba

''OĞLUMA''

BİR ÇOCUĞUN ANNE VE BABASINDAN 10 İSTEĞİ




  • Bana su getirtmeyin, bana da su getirmeyin. Aramızda hizmetçi yok, herkes kendi işini yapsın. Evde küçük yaşta iş gücü kullanmaya ve sevgi istismarına son.
  • Hata yapmama izin verin ki, gerçekten hataysa sonuçlarını görüp ders alayım. Hata değilse siz ders alın.
  • Her istediğimi bana almayın. Size karşılıksız hiçkimse birşey vermiyor. Herşeyin çalışma karşılığı elde edileceğini öğrenmeme izin verin. Sonuçlar çalışmanın ürünüdür.
  • Benim özgürlüğüm sizin özgürlüğünüzdür. Bir yere gitmek istediğimizde beni rahat bırakın. Bana kaçta geleceğimi değil, ilkeler söyleyin. İyi insanlarla birlikte ol ve kendini koru gibi bir söz benim için saat kaçta döneceğimden daha anlamlı ve yararlı. Yoksa ben yapacağımı gündüz gözü ile de yaparım.
  • Okulun amacı öğrenmektir. Derslerden kaç aldığıma değil, birşey öğrenip öğrenmediğime bakın. Benim yarın yaşamda ayakta tutacak olan aldığım notlar değil, öğrendiklerim olacaktır.
  • Benim ile ilgili fikirleriniz elbette var. Ama arada benim ne düşündüğümü ve ne hissettiğimi sorun ve gerçekten dinleyin. Aramızdaki sorunların çoğu iletişimsizlikten kaynaklanıyor. Konuşmak kadar dinlemeyi de öğrenelim.
  • Ben dürüst olmak istiyorum, benim yalan söylemek zorunda bırakmayın. Size yalan söylemeye başlarsam bazeniz gerekenleri de öğrenemeyeceksiniz.
  • Söylediklerinize karşı çıktığımda size değil söylediklerinize karşı çıkıyorum. Sizde bana değil, söylediklerime karşı çıkın. Kelimeler incinmez ama bizler inciniriz. Yani ''sen aptalsın'' değil, ''bu söylediğin fikir güzel değil '' diyelim birbirimize.
  • Toplum içinde gurur duyacağınız bir birey olmam, sizin bana bir birey olarak davranmanıza bağlıdır.
  • Sizden istediğim şey tek başına sevgi değil, aynı zamanda saygı. Küçüklerime sevgi, büyüklerime saygı geçen yüzyıl da kaldı. Benden saygı istiyorsanız bende sizden saygı istiyorum.


ALINTI : FELSEFE KULUBÜ



* Özellikle üniversite günlerimde bol bol özlü söz bulur odamın çeşitli yerlerine asardım. Bu sözler de benim '' minik oğlum'' kavramını ömür boyu kullanmamak için bloğuma eklemek istediğim notlar. Gittikçe bireyleşiyorsun. Kendi fikrin, kendi sesin, kendi seçimlerin olacak ve bende seni dinleyeceğim. Sana cevap verirken kendi bildiklerimi (yaptırımsız) anlatacağım ama seçim senin. Özellikle 80'' ve 70'li yılların sol-sağ çatışmalarında aynı evde bile birçok düşünce varmış ya.



Aynı düşünmek zorunda değiliz; zaten bu mümkün de değil.


Sen başka yüzyıl da büyüyeceksin; ben başka yüzyılda büyüdüm.

18 Ekim 2010 Pazartesi

YİNE YAZAMADIM :)

Bloga birşeyler eklemeyeli ve yazmayalı tam bir ayı yine devirdim. Ama bu sefer bahanelerim çoktu. Kısa zamanda çok şey başarmaya çalışması hırsı bürüdü yine beni. Sinan okullu olmadan benim okul ile ilgili düşündüğüm atılımları yapmaya karar verdim ve gittim Bahçeşehir Üniversitesine yazıldım. Şu an bende bir okulluyum. Ha mimarlık yüksek yapıyor düşüncelerine karşın ben mba yapmaya karar verdim. Ve her gün ödevlerle uğraşıyorum. İnsanın belli bir zamandan sonra öğrenmesi güçleşiyormuş ya ben de onu şimdi şimdi kavramaya başladım. Bu vakitten sonra Pazarlama, İşletme öğrenmeye çalışıyorum. Bu nedenle hergün en erken 2 veya 3 gibi yatıyrum. Çok çalışmak lazım, çokk...

Tabi bir de bunun yanında annelik var, ev kadınlığı var, eşlik var ve işim var.

Neyse; Sinan'dan haberler vermek lazım. 3 gün önce doktora gittik, rutin doktor kontrolü. Her zaman ki gibi zayıf ama aktif ve sosyalleşmiş buldu bu sefer doktorumuz. Bakışları değişmiş dedi. Evet dedik; artık ilgi alanları çok farklılaştı. Oyuncaklar yetmiyor. Bizim kullandığımız günlük nesneler daha çok ilgisini çekiyor. Örn. cep telefonu, bilgisayar, Çanta :), ayakkabı, ütü.

Tam bir bilgisayar meraklısı oldu. Mouse elinde sanki yazı yaıyor gibi bir eli mouse'ta bir klavye'de.

Tam eğlenceli dönemleri. Bizim içinde, Sinan içinde. Artık konuşulanları anlıyor. Mesela akşam eve gelince Türkan ablamız bugün neler yaptıklarını anlatırken ( gerçi saatte bir zaten konuşuyoruz ama :) kendi ile ilgili konuştuğumuzu anlıyor ve konuşmaya sesleri ile katılmaya çalışıyor. Ihhh, sonra Ihhh :)

Babamızın da işlerinin yoğun olması sebebi ile pek gezemedik; yani istediğimiz gibi Sinan'ı gezdiremedik. En son bu hafta sonu tamam biraz gezelim dedik. Forum İstanbul'a Akvarum için gittik. Tam girecez, Sinan pusetinde günün yorgunluğu ile uyuyakaldı ve bizde yine yemek yiyip eve döndük. Ama bir aksi durum olmazsa niyetimiz bu haftasonu kesin.

Neden akvaryum peki?
Sinan doğmadan önce benim gibi balık yemeyi değil, izlemeyi seven biri gitti ve 150 cm lik bir akvaryum yaptırdı. Sİnan'a hamileyken bol bol önüne geçip izledim; sinan'da balıklara meraklı olsun istedim. Aslında hayvan sevgisini ev ortamında aşılayabilmek en azından. Sonunda başardım. Sinan balikk nerde oğluş dediğimde; dönüp gülerek balığa bakması yetiyor bana. Onu oturup izlemeyi seviyor. Akvaryumu izleyebilmek için kanepeye tırmamnayı öğrendi mesela. Beraber balığı besliyoruz, sonra onu tutmaya çalışıyor :)

Sinan ne yer peki?
Sinan Tarhananın her çeşidini yer. ( Balıklı, kıymalı, semiz otlu, ıspanaklı ) Yoğurt severdi ama sanırım artık pek sevmiyor. Bazen sade yiyebilirken, bazen yiyemiyor ve çorba ile karıştırıp veriyoruz. Meyve sevmiyor. Kahvaltıyı sever, akşam mamalarını sever. En çokta annesi gibi patates kızartması sever. Kıtır, Kıtır iki ön dişi ve iki alt dişi parçalamaya başlar. Pek ısırmalık şeyleri bende, bakıcımızda vermiyor; korkuyoruz, boğazında kalır endişemiz çok.

Bu arada artık bebek sıfatından çıkıp çocuk olmaya doğru adım atıyoruz ya endişelendiğimiz bir konuyu daha çözdük. Uzun zamandır beşiğin boyu Sinan'ın artık boyunu kurtarmadığından beşik bakıyordum. Hem amacına uygun, hem ucuz. En son aşağıda gördüğünüz gibi yaptırmaya karar verdik. Beşiğin üstüne bir taç daha yapmak, yani korkuluk. Eh güzel oldu ama bu seferde Türkan ablamızın boyu kurtarmayınca bir de basamak yaptırdık. Bence uygun oldu :)

Bu da Sinan bey'in kendine oyun üretmesi videosu

Ev telefonu bu kadar düşmeye rağmen halen çalışıyor :)

( Bu arada unutup hep ters çekiyorum şu kamerayı, başlar biraz eğilecek ama idare edin :)

16 Eylül 2010 Perşembe

BAYRAAMM.

Yoğun bir bayram geçirdik. Yoğundu , o nedenle nereden başlayacağımızı bilemediğimden yazamadım.

Fazla söze gerek yok; fotoğraflar herşeyi anlatır.


6 Eylül 2010 Pazartesi

TATİLDEN KALAN FOTOĞRAFLAR

Sonunda tatil fotoğraflarını cep telefonumdan yükleyebildim. Favori resmim ise aşağıdaki.


Bu arada bugün blogları gezerken uzun süredir yazılarını hüzünle okuduğum sevgili Nehir yavru kuşumuzun artık bu dünyanın havasını almadığını ve annesine, babasına veda ettiğini okudum. Çok ama çok üzgünüm. Sana ben sadece yazılardan sevgi duyarken, annen ve babanın durumunu düşünemiyorum. Sevgili yavrukuşun ailesine sabır diliyorum.
Sevgili Nehirciğim sende nur içinde yat.