SINAN BÜYÜYOR

Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers

26 Nisan 2010 Pazartesi

24.04.2010 - UNUTMAK İSTEDİĞİM TARİH

Cumartesi günü hayatımda yaşadığım zamanı unutmak istediğim bir tarih. Oğluşu düşürdüm, hem de 60 cm'lik kanepeden düşürdüm. Tamamen ufacık bir dalgınlık, oğluşun büyüdüğünü unutmak ve bol üzüntü, bol ağlama, bol vicdan azabı...
Biberon almaya mutfağa gittiğim sıra Sinan'ı dedesine bıraktım. Dedesi de sağlam bir yere koydu, destekledi ve boş su sebilini almaya kombi odasına gitti, giderken bana çocuğa bak dedi. Bende tam o sıra mutfaktan çıktım, kapıyı açtığım sıra Sinan düşmek üzereydi. Koştum ama yetişemedim. Elimdekileri bir yerlere fırlattım, koştum ama tutamadım. Sinan'ı yerden kaldırdığımda çok ağlıyordu. Benim de hıçkırarak ağlamam onu da çok korkuttu, hem de acısı. Hayatımdaki önemli insanların üzerine çok titrememden dolayı yaşamayacağım bir şey olarak görürdüm düşme meselesini. Hatta Poyraz'ın annesinin yaşadığı düşme olayını okurken benim başıma gelmez gibi düşünmüştüm. Ama bir anlık dalgınlık.
Bir süre beraber sarıldık ve ağladık. Doktorumuzu aradım, hemen gelin dedi. Bir yandan Sinan bırakmıyor, bir yandan giyinmeye çalışıyorum, bir yandan Sinan'ın çantasını hazırlıyorum. Bir şekilde apar topar çıktık evden, Sinan, dedesi ve dalgın annesi. Yol boyunca sustu, çevreye baktı ve biraz olsun sakinleşti. Doktora gittiğimizde hemen odasında hasta olduğu için bir boş odaya geçmemizi ve çocuğu soymamızı söyledi. 5 dk sonra Erkan bey geldi, karnını, başını, vücudunun her yerini inceledi. Bir yerinde incime varmı diye tek tek kontrol etti. Bir problem olduğunu düşünmüyor ama yine de kafamız rahat etsin, gidip ultrasonlarımızı çektirelim dedi. Gittik bir süre ultrason odasında bekledik. Doktor geldi, beyin ultrasonu, iç organları ve kalça ultrasonu çekildi. Şükür ki hiçbir anormallik, kanama v.b. birşey görülmedi. 2 saat yaklaşık gözetim altında hastanedeydik. Ama içimiz biraz rahat etmişti. Sinan uyudu, çok korktum, Erkan bey birşey olmaz, sadece çok yoruldu, bırakın uyusun dedi. Uyuttuk. Emzirdim. Sonra 2 saat sonra eve gittik ama hepimiz bitap bir şekilde evdeydik. Sinan evde de yanlız kalmak istemedi, hep kucakta ve sarılarak gezdik, Sinan gece uykusuna dalana kadar. Gece 2 saatte bir kaldırıp kontrol ettik. Allaha şükür ki bir problem olmadı. Çocuklu bir evde en önemlisi ilk yardım bilgisi. Sonra sakin olmak ve ne yapacağını biliyor olmak. Belediyelerin ilk yardım eğitimleri olduğunu öğrendim. Ne kadar biliyor da olsak en önemlisi doğru bilgi. Şimdi Bahçelievler belediyesinden bilgi bekliyorum konu ile ilgili.
Tabi çocuk büyürken hep gülecek değiliz, ama biraz daha dikkat, biraz daha özveri. Önemli olan Sinan'ın sağlığı.

Bebeklerde düşme sonrası görülebilecek tehlike sinyalleri:
- eğer çocukta bilinç kaybı varsa
- nefes alıp vermede zorlanıyorsa
- Havale geçiriyorsa
- Kulak, burun veya ağızdan kan ve ya suya benzer sıvı geliyorsa hiç vakit geçirmeden doktora gitmelisiniz.

- Eğer durdurulamayan bir ağlama ve huzursuzluk varsa
- Düşme sonrası ilk 15 dk da durdurulamayan bir uyku hali varsa ve kaldırmakta zorlanıyorsanız.
- Saatte 1-2 defadan fazla kusması varsa
- Bakışını sabitleyemiyor veya göz bebeklerinin büyüklüğü eşit görünmüyorsa
- Kol ve bacaklarını normal hareket ettirmiyor veya yürüyemiyorsa
- Giderek artan bir başağrısı tarifinde bulunuyorsa yine mutlaka doktora görünmek lazım.

Bunları görmediyseniz, yine de çocuğu 24 saat gözlem altında tutun, sakinleştirin, ve bir süre yatmasına izin verebilirsiniz. Ama siz sakın uyumayın. 24 saat boyunca en fazla 2 saatte bir kontrol altına alın, kaldırın, bir terslik yoksa tekrar yatırabilirsiniz. Siz uyumayın, uykuda herhangi bir kötü durumun gözden kaçmasını engelleyin ve müdahale şansınız olsun.

Zor bir haftasonu geçirdik ailece. Ama çok ders aldık, çok üzüldük, daha da ciddiye almanın önemini öğrendik.

Ev içi güvenlik önlemlerini almanın önemini anladım. Bunu acil olarak yapmalıyım, çünkü çocuklar mutlaka yine denermiş.

21 Nisan 2010 Çarşamba

BİR TARİH NOTU

Dün Sinan'ın annesi ile babası hayatlarında bir ilke daha imza attı ve bir şey yaptı. Ama şu an burada açıklayamıyorum. Sanırım 1 sene sonra yine buradan açıklayabilirim. En azından kesinleşmiş olur. Bizim uzun zamandır istediğimiz ve gelecek için planladığımız bir olaydı. Hayırlısı diyelim.
* Tarihi not almak istedim. :) Malum pek hafızam kuvvetli değildir.

13 Nisan 2010 Salı

SİNAN'DAN YEME(ME) OYUNLARI

Sinan içinde bizim içinde bazen yemek yemek ve yedirmek bir film karelerinin birleşince oluşturduğu anlamlı karikatür oluyor. Ardı ardına çekerek filmleştirmeye çalıştığım yemek yeme(me) olayı neden 1 aylık sürede 500 gr aldığımızı sanırım anlatıyordur.


CANLI CANLI

Aslında fotoğraf çekmeyi de çok severim ama bazı olayların fotoğraflarda yetersiz kaldığını düşünüyorum. Örneğin çocuğunuzun ilk ağlamasını en iyi nasıl anılaştırabilirsiniz veya ilk bir nesneye ulaşma çabalarını veya ilk gülücüğünün tonunu nasıl hatırlamak istersiniz? Bu nedenle video kamera çoğu konuda bana daha gerçekçi geliyor. Gülücükler gülücük gibi, Konuşma var, hareket var, olayı daha net anlatıyor. Tek kötü tarafı sesler orjinal ses gibi çıkmıyor. Yani karşılıklı konuşmalarımızda duyduğumuz tonu yakalamak mümkün değil. Aslında anı tekrar hiçbirşey yaşatmıyor maalesef.
Peki bu kadar kamera çekimlerinden konuşmuşken, sinan'dan bazı denemeler göstermek lazım sanırım.

İşte algılanan bir nesneye ulaşma atılımımız

video

Bu da video'da Anneanne ile gülücük savaşı

video

12 Nisan 2010 Pazartesi

5 AYLIĞIZ

Artık biz 5. ayımıza girdik, 6. ayımızdan gün alıyoruz. Büyüyoruz, gelişiyoruz, oyunlar oynamaya başladık, daha sevimli oluyoruz. Doktor kontrolümüzü yaptık. Yine çok sevinçli çıkamadık maalesef doktorumuzun odasından. Aylık değerlerimiz :



Kilo : 7100 gr ( +500 gr)



Boy : 63.5 cm ( +1 cm )



Baş çevresi : 43.5 cm ( +1.5 )



Bu verilere dayanarak ek gıdalardaki verdiğimiz suları meyve ve sebze püresine çevirmemizi istedi. Çünkü veriler yeterli derecede artış göstermemiş. Üzüldük ama her çocuk bir olmuyor. Konuştuğum annelerden bazılarının çocukları günde 1000 cc süt veya mama içerken bizim ki en fazla 500 cc içiyor. Fazla zorladığımızda da kusarak tepki veriyor. Bizde artık vermemeye karar verdik.



Bu arada hep biz diyorum; çünkü biz Sinan bey'in iki yaveriyiz. Anneanne ve Anne...



Yemek proğramı verdi doktor. Buna yaklaşık olarak uymaya çalışyoruz.



Saat 07:00 - 120 cc anne sütü



Saat 10:00 - 120 cc anne sütü



Saat 13:00 - Sebze püresi ve arkasından 60 cc mama ( çünkü anne sütü buraya kadar ancak yetiyor )



Saat 16:00 - Meyve püresi ve 60 cc mama ( Aslında mama yerine yoğurt verdi ama biz 1-2 hfta daha bekleyelim dedik. )



Saat 19:00 - 120 cc anne sütü



Saat 21:00 - 120 cc mama



Saat 24:00 - 120 cc mama



5. ayımızda bizi pek memnun etmedi ama umarız 6. ayımıza Sinan gibi gülen yüz ile girebiliriz.









7 Nisan 2010 Çarşamba

FOTOĞRAFSIZ BİR YAZI

Çocukluğumuzdan alıntıdır...



Bizim çocukluğumuzda Annelerimiz çalışmazdı.

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.

Hatta Babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.

Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki...



En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.

Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.

Cafelerde, alışveriş merkezlerinde buluşmazdık.

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya, yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırıma koyar oyuna bile dalardık.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek

arası bir şeyler hazırla gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.

Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacası evine gidip gelen (...ki; sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.

Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.



Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar, oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenliydi.

Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi... Polisler gelmezdi

kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.

Sonra kavgalarımızda öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.

Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.

Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik; ekmek çiğner basarlardı

alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.



Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.

Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,

temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.

Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece, bilmem kaç kuruş

hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.

Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler

grip çıkan yapay insanlar...

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz...



Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye

hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında 'vale' lerin, bady lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını,

hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.

Benim değildir bu kültür.

Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.

Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımla yaşar olduk.

İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi...



Sinan'ım biz böyle büyüdük, sen ise o tozlu ama güvenilir sokakları hiç tanımıyacaksın.

Bu benim sana sunmayı engellediğim bir şey değil. Sırf senin güvendiğim sokaklarda büyümen için küçük bir kasaba şehrine bile yerleşmeyi isterdim ama her yer aynı, her yer toz duman.

Benim annem çalışmıyordu ama çalışsa da farketmezdi. Yani şunu bil ki ben çalışıyorum diye sen yanlız değilsin. Toplumca yanlızız. Belki sana yazdıklarım zaten saçma gelecek. Sen de bu kültürle büyüyeceksin. Sen zaten yanlızlığı kabullenmiş olacaksın. Umarım, evet umarım hep yanında oluruz, hiç yanlız kalmazsın.

Şimdi sağlığıma daha çok bakar oldum, her zaman senin yanında olmak için.

Şimdi birikim yapar oldum, sırf zor durumda kalmayasın diye.

Şimdi okur-yazar oldum, sırf sana daha çok anlatabilmek için.

Şimdi anne oldum, senin bu dünyadaki hayatını kolaylaştırmak için.