SINAN BÜYÜYOR

Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers

7 Nisan 2010 Çarşamba

FOTOĞRAFSIZ BİR YAZI

Çocukluğumuzdan alıntıdır...



Bizim çocukluğumuzda Annelerimiz çalışmazdı.

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.

Hatta Babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.

Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki...



En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.

Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.

Cafelerde, alışveriş merkezlerinde buluşmazdık.

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya, yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırıma koyar oyuna bile dalardık.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek

arası bir şeyler hazırla gönderirdi.

Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.

Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacası evine gidip gelen (...ki; sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.

Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.

Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.



Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar, oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenliydi.

Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi... Polisler gelmezdi

kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.

Sonra kavgalarımızda öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.

Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.

Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik; ekmek çiğner basarlardı

alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.



Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.

Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,

temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.

Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece, bilmem kaç kuruş

hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

Evlerimiz var, içinde yaşayan yok. Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.

Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler

grip çıkan yapay insanlar...

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz...



Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye

hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında 'vale' lerin, bady lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını,

hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.

Benim değildir bu kültür.

Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.

Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımla yaşar olduk.

İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi...



Sinan'ım biz böyle büyüdük, sen ise o tozlu ama güvenilir sokakları hiç tanımıyacaksın.

Bu benim sana sunmayı engellediğim bir şey değil. Sırf senin güvendiğim sokaklarda büyümen için küçük bir kasaba şehrine bile yerleşmeyi isterdim ama her yer aynı, her yer toz duman.

Benim annem çalışmıyordu ama çalışsa da farketmezdi. Yani şunu bil ki ben çalışıyorum diye sen yanlız değilsin. Toplumca yanlızız. Belki sana yazdıklarım zaten saçma gelecek. Sen de bu kültürle büyüyeceksin. Sen zaten yanlızlığı kabullenmiş olacaksın. Umarım, evet umarım hep yanında oluruz, hiç yanlız kalmazsın.

Şimdi sağlığıma daha çok bakar oldum, her zaman senin yanında olmak için.

Şimdi birikim yapar oldum, sırf zor durumda kalmayasın diye.

Şimdi okur-yazar oldum, sırf sana daha çok anlatabilmek için.

Şimdi anne oldum, senin bu dünyadaki hayatını kolaylaştırmak için.

1 yorum:

kalbim egede kaldı dedi ki...

ne güzel anlatmışsın sana katılıyorum çok güzel bir çocukluk yaşadım bende saklambaç yakar top seksek,şişe çevirmece malesef şimdiki çocuklar bu oyunları bilmiyo bile sürekli bilgisayar
sanl alemde yaşıyolar gerçi bizimde suçumuz bence çocukların sanllaşmasına izin vermeme aneler ve babalar bunu için önce kendimiz
dizi ve bilgisayardan uzak durmalıyız senin daha doğal bir bebek yetiştireceğine eminim en güzel şey çocukluğu yaşamak keşke dönebilsek o güzel günlere