SINAN BÜYÜYOR

Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers

22 Eylül 2011 Perşembe

104 İMZA, BİR ADIM, GÜZEL BİR YARIN.


Hayatımızdaki bence ön önemli adımlardan birini attık; bir yaşam, bir gelecek satın alma isteğimiz kabarınca gittik bir sürü imzalar atarak, büyükçe bir borca girdik. Sonra da gittik ve bu kadar borcun ardından iyice karnımızı doyurup, keyif yaptık :)


Sinan bey; pek annesinin hevesinin olmamasına rağmen bence montessori çalışmalarını kendi kafasına göre yapmaya başladı. Bizde bilinçli olarak olmasa da kendimize göre çalışmalar yapıyoruz :) Bu sticker'ların hepsini babası ile birlikte salonun ortasındaki dolaba, güzelce yapıştırdılar. Babası sticker 'ı söktü, sinan dolaba yapıştırdı ve bu görüntü oluştu. Salonun ortasında pek şık durmasa da bir süre daha gösterime açmak adına sökmemeye karar verdim :)


15.09.2011 tarihini uzun zamandır bekliyorduk. Çünkü babamız koyu bir Rafet El Roman hayranıdır. Bu nedenle uzun zamandır İstanbul'da konser vermeyen ilah için uzun zaman önce biletlerimi ayarlamıştık. Ama o gece hem bir trafik, hem serin hava hüsranına uğrayarak konseri yarıda bırakıp çıkmak zorunda kalmıştık. Aslında ben açıkcası bekleme taraftarıydım ama arkadaşlarımın gözünde '' hımm, bu nasıl anne ya '' imajını almak istemediğimden kalktık. Aslında Sinan'da çok ama gereğinden çok uslu durmuştu ve ama kıyamadık işte :) Soğuk hakikaten keskindi.


Bizimki biz konseri izlerken bir taraftan Sinan'ı sarıp sarmalarken o da kağıt cola kabını kemirip durdu.

Bu da bizim bakımımızı yapan anneannemizin ( anneanne gibidir kendisi ) evindeki yaramazlıklarımız. evdeki bilgisayarın klavyesi oyuncağımız oldu da :)

Şimdi de babası ile top cambazlıklarının videosu aşağıdaki görüntüde izleyebilirsiniz. İyi seyirler...



Bu video da babası ile Sinan'ın oyun videosu. Olmasa olmazlardan.


12 Eylül 2011 Pazartesi

İLK KEYİFLİ TATİLİMİZ-ALİBEY ADASI












Bu sene tatilimiz 2 parça oldu. 1. tatilimizi anneanne ve dede ile Çınarcık olarak yaptık. 2. tatilimizde ise Ayvalık adaları olarak bilinen 22 adanın tek yerleşime açık adası Alibey adası ve Cunda adasındaydık.

Yolculuğumuz 9 saatlik bir yolculuk olmasına rağmen çok rahat ve keyifli geçti. Öncelikle Tekirdağ, Çanakkale feribotla Ayvalık yolu yaptık. Çocuk olmasından dolayı yavaş ve sakin bir yolculuk sonucu yolculuğumuz biraz uzadı tabi. Sabah evden çıkmayı saat 05:00 gibi planlarken biraz uykuya dalınca saat ancak 07:00 gibi evden çıkabildik. Sinan halen uyuyordu. ve arabadaki uykusu feribota kadar yani 11:00 e kadar devam etti.

Yanlız bir daha hiç gitmediğim bir yere gitmediğim zaman mutlaka detaylı bir araştırma yapacağım; ayrıca bir otel dışında pansiyon tarzı yerleri tercih edeceğim. Otelde ne olursa olsun saplandığımızı ve çevreyşi pek gezemediğimizi farkettik. Bu nedenle mümkün olduğu müddetçe artık pansiyonları deneyeceğiz.

Feribottan inip Kaz Dağlarına girer girmez bizi bir ter bastı. Çok zorlu yollarmış; uzun zamandır böyle yollara girmemiştim. Hem viraj, hem sıcak derken soluğu Kaz Dağlarının bitiminde güzel bir koyda aldık ve biraz inip soluk aldık ve resimledik kendimizi ve ohh diyen halimizi. En çokta babamızın ohh unu dinledik :)


Otelimiz hakikaten adanın en güzel oteliydi. Otelimizin stajer çalıştırmak dışında hiçbir kötü yanı yoktu. Yanlış anlamayın; stajer düşmanlığı değil bizimkisi. Sadece güler yüzlü genç çocuklar çok fazla çalıştırılmanın mutsuzluğu ile çalışıyorlardı. Hatta dert bile yanıyorlardı bizlere; hem az kazan hem de çok çalış diye. Ama yine de arada kusarak yemekhaneyi alaşağı eden bir çocuğa ve ailesine o kadar kibar davrandılar ki. Restaurantın şefine Teşekkürlerimi bir borç bilirim. Her istediğim saatte taze çorba, yemek sağlayan şefe teşekkürler.

Otelde güzel bir havuzumuz olmasına rağmen Sinan yanından hatta yakınından bile geçerken sürekli zırladı. Girmek istemedi; hatta bizim girmemizi bile istemedi :)

Ama bu duruma ise metanetle karşılamaktan çok zorlayarak karşılık verdik ve zorla havuza soktuk. Üzüldük ama kısacık tatilden hiç bronzlaşmamız bir çocuk vücudu çıksın istemedik. Bunun dışında genel olarak denize ısındırabilmek adına sahilde denizi dövercesine denize taş atan anne-baba-oğul üçlüsü bizdik :) Ayrıca bundan da çok zevk alıyorduk; bak '' hayatım 3 sektirdim :)''

Otelimizde şu ana kadar görmediğim kadar çok çocuk gördüm :) Hatta o kadar çoklardı ki aynı gün ve ayda doğmuş bir başka çocuk ile bile tanıştık. İsmi Efe. Bizimle aynı gün doğmuş ama bizden epey bir irice ve yemek yiyen bir çocuk olduğu için sosyal anlamda olmasa da boyca da büyük. Ama dikkatimi şu çekti; çocuk karşılaştırmalarından nefret hatta nefret ederim ama Sinan'ın boyu veya kilosu aydaşlarına göre az olmasına rağmen sosyal yönü genelde gelişmiş oluyor. Mesela çok güzel topa vuruyor, yapılanı çok güzel taklit edebiliyor, hafiften resim yapmalara başladık, logolarda çığır aştık gibi.


Ama yine karşılaştırma yapan anneleri veya türevlerini sevmiyorum. AÇık ve netim bu konuda.Odamız çatı katında ollması dolayısı ile biraz basıktı ama biz çok memnunduk. Gider gitmez bir park yatak istedik odamıza. Sonra yemek saati dışı olmasına rağmen sağolsun şefimiz bize sıcak çorbamızı gönderdi ve Sinan'ın karnını doyurduk. Tatilimiz birkaç defa kusması dışında çok güzel geçti. Allaha şükür ki ne bir ateş, ne bir enfeksiyon. MAŞALLAH, Darısı diğer tatillerimize :)


Tabi bizde çok arkadaş edindik; çocuğu olan kişi zaten uzun zamandır tanıdığın bir arkadaş gibiydi :) Hemn ortak muhabbetler, hatta hakikaten ortak tanıdıklar. Çünkü çoğu İstanbul misafirleriydik. Sohbetler esnasında Cunda adasındaki taş kahve ve Şeytan sofrasını öğrendik. Aslında Sarımsaklı plajını da deneyecektik ama tatilimiz kısa ve yetişemedik.

Bir gün Cunda adasına kısa bir ziyaret yaptık; sahilinde gezdik. Cunda'ya otelimiz yaklaşık 10 dk mesafede ve turkiyenin ilk doldurulma köprüsünün üzerinden geçerek ulaşıyorsunuz. Çok güzel sahile yakın pansiyonları var. Kesinlikle sahile yakın pansiyonlarını tavsiye ederim ama tabi fiyatları 5 yıldızlı otel ile nerdeyse aynı. Bu da ilginç yanı. Yeldeğirmenleri çok, kasaba gibi sıcak, çok yunan göç insanların olduğu bir yer Cunda. Çok sıcak, çok dostane bir ada Cunda.

Bir gün de Şeytan sofrası.

Şeytan sofrası bizim insanımız saf mı? yoksa şakamı yapıyorlar dedirten bir yer. Umudunu bağlayan koşmuş ve peçeteyi aldığı gibi belediyenin yapmış olduğu tel örgülere bağlamaya başlamış. Haa, tabi şeytanın ayağıda ayrı bir olay. Hikayesi Şeytan yemek yerken Allaha yakalanıyor ve kaçarken ayak izi kalıyor tepelerin üzerinde. Tamamen insan aklını ve ticari zekasının muhteşem hikayesi. Tamam tamam amma küçüksedim bu tür hikayeleri. Ama aslında ben çokta severim böyle hikayeleri dinlemeyi.

Ama manzara, ege kıyıları, adalar müthiş. Özellikle orada olan çay evlerinden birine oturup, birşeyler içerek manzara seyretmek.



Otelde en çok sevdiğimiz şey saat 21:30 da başlayan animasyonlardı. Animasyonlarda mutlaka erkenden yerimizi kapardık. Çünkü Sinan bayılıyordu, hatta sahneye gidip çocuk animasyonlarında oynadı, en son müzikle birlikte insanların alkışları ile çiftetelli oynadı. Küçük anfiye kuruluşu müthi,şti Sinan'ın. Koşar adımla her gece :) Ekipte çok iyiydi; çocuklar çok ama çok eğleniyordu.



Bunun dışında değişik aktivitelerimiz oldu. Mesela babamız ile tavla oynama (ama sadece zar atmaktan ibaret ), odamızdaki tüm yükseltileri inip çıkmak gibi.


Dönüş yolumuz 12 saat olunca sürekli dura dura geldik. Evimize ulaştığımızda hepimiz suyu çıksın diye sonuna kadar sıkılan limon gibiydik :) Dönüşte durduğumuz bir tesiste sinan bey'in malum işi ( vücuttan çıktı almak ) yaparken ki halini de pozladık :) Eh bitince de başladı kahkahaya :)


Güzel hemde şu ana kadar ki en güzel tatil bitti. Malum güzel şeyler çabuk biter. Darısı diğer tatillerimize.

7 Eylül 2011 Çarşamba

TEYZEMİZ GELDİ ve GİTTİ :(


























































































3 hafta önce canım ablam, bir tanem geldi Türkiye'ye. Gelmişken dedim, hem de analı-kızlı bir Leman Sam konseri varken gidelim dedim ve Kuruçeşme Arena'da aldık soluğu. Güzel bir gece ve dinleti oldu bize.


Off Leman Sam,

heyy yıllar yenilmedim yine

Hatalarım bile aynı

Hep aynı sevgiye hasretim

Duygularım hep aynı...